23 Ağustos 2018, Mavişehir, İzmir

Yüreklerindeki “boşluğu” henüz dolduramamış –dokunulmamış– yalnız insanlar, sürekli yalnız kalmak isteyip bundan şikayet edip dururlar -asıl istedikleri yalnız olmak değilmiş gibi. Panzehiri, kendi zehri olan bir hastalık olduğunu bilmez, hasta olan yalnız insan. Ondan kurtulmaya çalışırken daha çok çekildiğinin farkında değildir hiçbir zaman. Hasta olup yatağa düştüğünde onu iyileştirecek sıcak bir ten istediği kadar, kendi dizlerini parçalaya parçalaya tek başına ayağa kalkmayı ister. Kimse bilmesin, görmesin, ister: tek başına ayağa kalktığını. Güçsüz görünmek istemez, acıyacaklarını bildiği için, ince ruhuna. Güçlü görünmekten başka önemli bir şey kalmaz, kendini kandırmak, aldatmak ister..

Kendini kandırmanın çözüm olduğunu anlayan bir ruh ne kadar sağlıklı kalabilir? Ne kadar kör, sağır, dilsiz kalabilir dünyaya, dünyanın iyi bir yer haline geleceğine inanmak isterken. Gördükçe kör olmak ister, fazlasıyla kırıldığı için. Kulakları sağır kesilir iç sesine, acıdığı için. Susar, susar, susar.. Suskunluğu, en büyük çığlığı haline gelir, ruhunun.

Hayal kırıklıklarıyla dolan o yorgun ruhu, “boşluğunu” doldurmak için -derin bir nefes alıp suya dalan dalgıç misali- “bu sefer olacak” deyip, o uzanan eli tutmak isterken, yaşadıklarını anımsatan hafızası çıkagelir; içini kanata kanata susturur, kulaklarını sağır eder –sadece bir kez daha geçiştirmek için.Bilir ki o “sıcak” hissettiği, “boşluğunu” kapatacak insan, onu en çok yaralayan kişiye dönüşecektir en sonunda; yeni bir boşlukla birlikte.

BUNU PAYLAŞ:

Leave A Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir